• Şu anda 5/5 Yıldız.
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5

Romantik Bir Rüya - Paris

Gönderen umutuygar07.06.2007 01:12:00

 

Uzun zamandır planını yaptığımız Paris gezimizi en sonunda gerçekleştirdik. 4 gün süren gezide son gün çocuğun hastalanmasını saymazsak kötü giden birşey olmadı ve bu bir senede 30 milyon turist çeken dünyanın romantizm ve moda merkezi şehrini yürüyerek bitirdik.

İlk gün otele yerleştikten sonra 4 günlük turistik metro biletimizi aldık. Paris'in yolları arabanın icadından önce inşa edildiğinden bu şehirde arabayla gezme fikri hiç uygun değil. Hem kalabalıktan dolayı trafik oldukça yoğun ve çileli hem de her büyük şehirde olduğu gibi burada da park yeri sorunu var. Otel ve metro istasyonu arasındaki 10 dakikalık yürüyüş sabah ve akşam sporlarımız olur diye düşünüyorduk ama şehrin içini yürürken hiç yapmadığımız kadar spor yaptık gibi.

Neyse ilk durak olarak tabii ki Eyfel kulesine geldik. Demirden bir yapı olduğu için kimileri tarafından "demir yığını işte abi" şeklinde yorumlanan bu bina bence "babasının yanında büyük bir saygı ve hürmetle dizlerinin üzerinde oturan zarif ve alımlı bir kız gibi" duruyor. Zaten öyle olmasaydı dünyada fotoğrafı en çok çekilen objelerden biri olamazdı. Ama dürüst olmak gerekirse bizlere, boğaz köprüsü manzaralı ortaköy camisi ortamından daha samimi bir yer gibi gelmedi.

Eyfel kulesi Paris'in en kalabalık bölgesi. Sabah 9:00'da başlayan kule turları yazın gece 12:45'e kadar, kışın 11:45'e kadar devam ediyor. Akşam güneş battıktan 1 saat kadar sonra gitmek en mantıklısı. Hem kalabalık daha az oluyor, hem de hava sisli değilse gece ışıklarıyla göz süzen bir Paris'in fotoğrafını çekmek için Eyfel'in tepesinden daha güzel bir yer yok. Yukarıya çıkmak için aşağıdan bilet almak gerekiyor. Kulenin dört bacağında da bilet ofisleri var, ancak biz gittiğimizde sadece iki ofis çalışıyordu. Çocuk arabası yasak olduğu için katlayıp aşağıda bırakmak zorunda kaldık. İninceye kadar birşey olurmu diye korktuk ama birşey olmadı. Kule 3 katlı, 1nci ve 2nci katlara aynı asansörle çıkılıyor. 3ncü kata çıkmak için 2nci katta asansörden indikten sonra kulenin etrafında biraz dolaşıp diğer taraftaki başka bir asansöre biniliyor. Tepedeki şehir manzarasının anlatılacak bir tarafı yok, fotoğraflara bakmak en iyisi. En üst katta Paris'in tarihi ile ilgili bir takım resim ve heykellerden oluşan tematik bir bölüm var. En dikkat çekenleri içlerinde Benjamin Franklin'in heykelinin de olduğu balmumu heykeller. Bu heykeller odaların içinde duruyor ve maalesef bu odalara girilmiyor. Fotoğrafları camın arkasından çekmek zorunda kaldık.

Aşağıya yürüyerek indik ve yolda karşılaştığımız, sürekli çömelerek parmağım kadar makinalarla fotoğraf çekmeye çalışan çekik gözlü turist kardeşler oğlumuza büyük ilgi gösterdi. Neden bilmiyoruz :)

Kulenin hemen arkasından kalkan Sen nehri üzerinde tur gezisi yapan teknelere binmek Paris'te yaptığımız en güzel şeylerden biriydi. Soğuk İngilizcesi ile sürekli ortamın içine eden teyip kaydı tek kötü tarafıydı. Bu turla şehri ortadan ikiye bölen Sen nehri üzerinde giderken sağlı sollu ne var ne yok, neresi neresidir görme ve az önce sözünü ettiğim soğuk sesli teyip kadınından bu yerler hakkında bilgi alma şansınız var. Ama bu turun asıl güzel tarafı dünyanın en romantik şehri olduğu söylenen Paris'i arkanıza yaslanarak ve fonda rahatsız etmeyecek bir tonda Fransızca melodiler eşliğinde gezerken, hiç kıpırdamadan sürekli sizin için poz veren yüzlerce bina ve heykelin fotoğraflarını çok güzel açılardan çekebilme olanağı. Tur toplam 2 saat sürüyor ve isterseniz teknede yiyecek içecek servisi de var. Otobüsle yapılan (hop on - hop off) şehir turundansa bu tura katılmak çok daha eğlenceli ve mantıklı. Ama zaman varsa, en baştan ikisine de katılmak şehir hakkında oldukça detaylı bir resmi daha başından görmenizi kolaylaştırabilir. Bunun yanında ikisine de katılmadan sadece yürüyerek de çok güzel bir şekilde gezilebilecek özellikte bir şehir.

Bizim gördüklerimize bakarak, Paris'in yarısı zenci diğer yarısı turist dersem fazla abartmış olmam. Gerçektende gerçek bir Paris'li ye rastlamak çok kolay değil. Özellikle Sacr Core'a (Aşıklar Tepesi) çıkarken yolda karşılaştığımız zenciler turistlerin parmağına sanki ücretsizmiş gibi ip bağlayıp daha sonra para istiyorlarmış ve vermek istemeyenlere sert yapıyorlarmış. Hani "siz bizim dini inançlarımıza neden saygı duymuyorsunuz?" gibilerinden. Biz gittiğimizde bu siyahi arkadaşlar her ip uzattıklarında 3 numaralı sert bakışımı yaptım ve herhangi bir sorunla karşılaşmadım. Sanırım adamların dertleri hepten beyaz derili, çilli suratlı İngilizlerle :)

Sacr Core'da (Aşıklar Tepesi) büyük bir kilise var ve arkasında ressamlar meydanı dedikleri bir meydan bulunuyor. Küçük bir kasaba görünümündeki bu şirin yer kilisesinden çok ressamları ile ünlü. Ressamların bulunduğu alana girmeden önce sokağın başında elinde kağıt ve kalemleri ile bekleyen, ressam olduklarını iddia edilen kişilere resim yaptırmamak lazımmış, çünkü 5 dakikada birşeye benzemeyen birşeyler yapıp oldukça yüksek meblağlar talep ediyorlarmış. Herneyse, biz içerideki kısımda bulduğumuz Manu isimli bir ressama oğlumuzun resmini çizdirdik ancak çok başarılı olduğunu söyleyemeyiz.

Notre Dame de Paris

"Bu müthiş yapının her yüzü, her sayfası sadece ülke tarihinden bir sayfa değil, aynı zamanda bilginin ve sanatın da tarihi. Zaman mimar, insanlar inşaatçı." diyor Victor Hugo. Kendisi Sefiller ve Notr Dam'ın kamburu yapıtlarından tanıdığımız ünlü yazar. Notr Dam'ın kamburu eseri sadece Disney tarafından uyarlanmış bir kurgu değil, Victor Hugo'nun 19ncu y.y.'da catedral ve etrafındaki romantik havayı vurgulamak için özellikle yazdığı bir yapıttır. Bu yapı sadece dıştan değil, içinden de görülmeli. Özellikle de büyük çan.

Şanzelize (Champs Elysées) ve Zafer Anıtı (Arc de Triomphe)

Şanzelize bulvarındaki Zafer Anıtı iki sütundan oluşuyor ve şu anda düşündüğümde bana sıkışık trafikten başka hiçbirşey hatırlatmıyor. Şanzelize'de oturduğumuz lokanta da garson kızdan Paris'e özel, yerel bir yemek istediğimizi söyledim. Bize nasıl yazıldığını bilmiyorum ama okunuşu "fragua" olan bir yemek tavsiye etti. Bir zamanlar "Paris'li kadınlar nasıl zayıf kalır" diye bir kitap çıkmıştı. Şimdi sebebini bizzat yaşayarak öğrendim. Fragua diye istediğimiz ve tabağına 18 avro verdiğimiz yemek tabağında şunlar vardı; içinde ördek olduğunu sonradan öğrendiğimiz bir margarinin yarısı kadar ve aynı zamanda margarin kıvamında bir parça, kızartılmış küçük ekmek dilimleri ve vişne reçeli (onlar vişne sosu diyor). Tadı şimdiye kadar yediğim yemekler içinde en kötülerinden bir tanesiydi. Allahtan şarap fena değildi de onu telafi etti. Tecrübelerimden yola çıkarak şöyle bir sonuca vardım, tüm (batı) Avrupa yemeklerini toplasan Türkiye'de herhangi bir lokanta da gelen ezme soslu, lavaş ekmek servisli bir tane adana kebap yapmıyor. Özellikle batı avrupa diyorum, çünkü doğuya doğru yaklaştıkça yemeklerde yavaş yavaş düzeliyor. Özellikle Budapeşte, Prag taraflarında başlayan Gulaş'ın hem çorbası, hem de yemeği oldukça başarılı.

Musée d'Orsay (Orsay Müzesi)

Orsay müzesinden içeri girer girmez kapıda bulunan danışma görevlisine müzenin bir planı olup olmadığını sordum. Bana planları uzatırken "Türk müsünüz?" diye sordu. Evet dedim. Masanın üzerinde okuduğu kitabın kapağını gösterdi, üzerinde "Türkçe Öğreniyorum" yazıyordu. Şaşırtıcıydı. Meğerse adam geçen sene İzmir'e 30 günlük bir tatile gelmiş. Süre uzun olduğu için bayağı bir araştırma fırsatı bulmuş ve özellikle Türkçe çok hoşuna gitmiş. Dönerken de öğrenmek için birkaç kitap, birkaç kaset almış. Bir dahaki gidişinde (muhtemelen yeni edindiği kız arkadaşıyla) Türkçe konuşmak istiyormuş.

Müze'nin etrafında eski tren istasyonundan kalma raylar var. İçeride ise muazzam bir 19ncu y.y. resim koleksiyonu var. Heykel sayısı çok fazla değil. Ressamlardan en dikkat çekenleri Monet, Renoir ve Van Gogh. Zaten resimlerinin önünde en fazla kuyruk olan ressamlarda bunlar. Yanda Vangogh'un kendi yaptığı portresinin benim tarafımdan çekilmiş fotoğrafını koyuyorum.

Invalides dedikleri yerin Türkçesi Napolyon'un yatırı :) Yatırlara gitmekten kendi ülkemde bile hiç hazzetmediğimden haşmetmahap Napolyon'un yatırıyla hiç işim olmaz diye düşündüm ve sadece uzaktan fotoğrafını çekmekle yetindim...

Disneyland

İki kısıma ayrılıyor; Eurodisneyland ve Walt Disney Stüdyoları. Girişte hangisine gitmek istediğinizi ve kaç günlük bilet almak istediğinizi söylüyorsunuz. Biz iki kişi, bir bebek tek günlük ve her iki bölüm için de bilet aldık ve fiyatlar önce çok pahalı gibi gelmişti. Sonra içeri girince anladık ki verdiğiniz paraya değiyor.

Gerçekten her tarafını gezmek için aslında en az iki günlük bilet almak gerekiyor. Ama iyiki biz böyle birşey yapmamışız çünkü disneylanda gittiğimiz gün, akşam saat 19:30 gibi çocuk kusmaya başladı ve ateşi 40 derecelere çıktı ve hemen doktora götürdük. O gece çocuk acil hastanesinden çıktığımızda saat sabaha karşı 04:00 civarlarıydı ve oğlumuzun durumu biraz daha iyiydi. Kibar ve saygılı Fransız doktorlarına oğlumuza gösterdikleri ilgiden dolayı minnettarız.

Bu tatsız olay dolayısıyla son güne bıraktığımız Versailles (Versay) sarayı gezimizi iptal ederek hemen eve dönmek zorunda kaldık. Versay'a daha sonra tekrar gitmeyi planlıyoruz ancak onun bir kopyası olan Lindorf sarayını gördükten sonra tereddüt etmeye başladım.

Sözü fazla uzatmadan Paris'te çektiğim fotoğraflardan bazılarına gözatmak için buradan buyurabilirsiniz diyorum.

İlişkili yazılar

Yorum ekle


(Gravatar simgesini gösterecek)  

  Country flag





Önizleme

07.01.2009 06:04:45







Tüm hakları saklıdır. Copyright Umut Uygar @2007

Son yorumlar

Son yazılar


Takvim

<<  Ocak 2009  >>
PaSaÇaPeCuCuPa
2930311234
567891011
12131415161718
19202122232425
2627282930311
2345678

Gönderileri Büyük Takvimde Gör

Sayfalar

    Oturum Aç
    Pardus... Özgürlük İçin...